İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Yükselen Yeni Trend: Yeni Zelanda

Son zamanlarda adını çokça duyduğumuz Yeni Zelanda, özellikle pandemi sürecinin yönetilmesinde başta sağlık olmak üzere, siyasi, sosyal ve ekonomik alanda attığı adımlarla adından sıkça bahsettirmeye devam ediyor.

Yaklaşık beş milyon nüfusa sahip olan ada ülkesi Yeni Zelanda’da, yüz iki günden beri yeni vaka görülmüyordu. Bu hafta başında vakaların tekrar görülmesi ülkede üçüncü seviye önlemlerin alınmasına neden olmuş ve ülkeyi tekrar üç günlük karantina sürecine sokmuştu.Tüm bu politikalarla birlikte, ülkenin az nüfusu, jeopolitik konumu ve kara sınırının olmaması, ülkeyi pandemi sınavında avantajlı bir konuma getirdi. Geçtiğimiz günlerde, Yeni Zelanda Başbakanı Jacinda Ardern’in gittiği kafeye sosyal mesafe kuralları nedeniyle alınmaması, Ardern’in siyasi kimliğinin istisnai herhangi bir uygulamanın muhatabı olmadığını gözler önüne seriyordu.

Ardern siyasi liderliğinde altını çizdiği empati vurgusunu, yıllar önce BBC’ye verdiği röportajda şu sözlerle dile getirmişti: ‘‘Biz çocuklarımıza empati, nezaket ve şefkati öğrettik ama iş siyasi liderliğe geldiğinde bunların tamamının yokluğu isteniyor. Bu yüzden farklı bir yol göstermeyi deniyorum. Elbette bu yol tartışmaların hedefi olacaktır ama sadece kendime ve inandığım liderlik formuna dürüst olabilirim.’’

Yeni Zelanda’nın yüz elli yıldan sonra en genç başbakanı unvanına sahip olan Jacinda Ardern’i, İşçi Partisi’nin başındaki isim olarak tanımıştık. 2019 yılına geldiğimizde, Yeni Zelanda’nın Christhchurch şehrinde iki camiye düzenlenen terör saldırısı sonrası, ülkedeki silah satın alma yasası değiştirilmiş ve Ardern’in saldırı sonrasındaki tutumu tüm dünyada çok konuşulmuştu. Politikacıların kullandıkları dilden sorumlu olduğuna her fırsatta dikkat çeken Ardern, gündelik hayat pratikleri içinde türlü korkularımız olduğunu söylüyor; iş güvenliği korkusu, çocuklarımızın bizim sahip olduğumuz fırsatların aynısına sahip olup olmayacağından korkmak gibi meselelerin, siyasi liderler açısından iki yönlü cevabı olduğuna dikkat çekiyor. Bunlardan biri daha korumacı, suçlayıcı ve etrafımıza duvarlar ören bir korku politikası oluşturmak ve bundan faydalanmak; diğeri ise suçlayıcı olmak yerine umut’un mesajını verebilmek olduğunu söylüyor. Ardern, izlediği yolu ikincisinden yana konumlandırıyor.

Pandemi sürecinde Yeni Zelanda

Pandemi sürecinde ülkede, iş gününün dört günle sınırlandırılıp, üç gün tatil modeline geçilmesiyle verimliliğin arttırılması için çağrı yapılmış hatta bazı şirketler bu modeli hayata geçirmişti. Yine başbakan, bakanlar ve kamu idarecilerinin maaşlarında yüzde yirmi kesintiye gidildi. Tüm bu gelişmeler, Yeni Zelanda’yı yaşanabilir ülkeler kategorisine ön sıralarda yerleştiriken ülke hakkında merak edilenler de artmaya başladı.

Görsel: Stats NZ

Yeni Zelanda hakkında neler biliyoruz?

OECD’nin verilerine göre Yeni Zelanda’da işgücüne katılım, OECD ülkerine kıyasla yüksek ülkeler arasında. İşsizlik özellikle Yeni Zelanda’nın yerlileri olarak bilinen Maoriler ve Pasifik Adalıların olduğu etnik gruplar arasında en fazla. Veriler yine kadınların işgücüne katılımının fazla olduğunu ve özellikle orta ve daha üstü yaş grubunu oluşturan kadınların iş gücüne katılımının yıllar içinde artış gösterdiğini gösteriyor. Eşit işe eşit ücret mottosunu benimseyen ülkenin işgücünde cinsiyetler arası ücret farkının 2018’e gelindiğinde kapanmaya yakın olduğu anlaşılıyor.

Görsel: Stats NZ

Artan nüfus grafiğine sahip ülkede göçmen nüfusun işgücüne katılımı itici güçlerden biri.  Diğer bir yandan fazla çalışma saatlerine rağmen, iş gücüne katılımın fazla olduğunu ancak iş gücü verimliğinin düşük olduğunu belirtmekte fayda var. Bu nedenle, ülkede sık sık verimlilik temelli politikaların gündeme geliyor. Bir diğer mesele, ülkenin temel problemlerinden biri olan konut piyasası ve hızlı fiyat artışı. Aynı zamanda, Guardian gazetesinin 2019 yılında Yeni Zelanda’ya ait çevre raporundan derlediği haber, ilk iklim mültecisi başvurusu alan ülkenin bir yandan doğal kaynakların tükenmesi, biyoçeşitlilik ve su kaynakları konusunda yaşanan ve yaşanması öngörülen iklim problemleriyle cebelleştiğini gösteriyor.

Westminister modeli denilen İngiliz sistemi parlamenter demokrasiye sahip anayasal monarşiye sahip ülke, 19 Eylül 2020’de seçime hazırlanıyordu. Pandemi nedeniyle seçimlerin ertelenip ertelenmeyeceği tartışmasına, seçimlerin erteleneceği duyurusunu yaparak son noktayı koymuş oldu. Ülke önceliği, sağlığa verdiğini bir kez daha yinelemiş oldu.

* Haber görseli sahibi: Hagen Hopkins/Getty Images

İlk yorum yapan siz olun

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir