İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Tüketim Alışkanlıkları ve Jenerasyon Sorunu

“2 liralık kahveyi 20 liraya alıp olimpiyat meşalesi gibi gezdirdiğinde statü atladığını sanan zavallılar…”

Bu cümle sosyal medyada son zamanlarda sıkça kullanılan bir bağlam. Genellikle Türkiye’deki kahveci sayıları ile birlikte verildiğinde yeni nesil tüketim alışkanlıklarına karşı bir aşağılama ve yukarıdan bakış içeriyor. Bu bakış açısına karşı yapılan eleştiriler ve savunmalar ise bu bağlamın geçerliliğini yitirdiğine yönelik oluyor. Bu jenerasyonlar arası ilişkiye dair son zamanlarda dikkat çeken açıklamalar işe da ünlü iktisatçı Mahfi Eğilmez’in oldu. Kendi bloğunda paylaştığı yazının sosyal medyada gündem olmasıyla birlikte kendisi pek çok eleştiri aldı. Veblen ve Keynes üzerinden verdiği örnekler ile irrasyonel tüketim alışkanlıklarının ekonomi üzerindeki etkisini sosyo-ekonomik çerçeveden değerlendirdi.

Peki, gerçekten gençlerimiz birer tüketim arsızı mı?

Tarihte jenerasyonlar arası geçişin en sert yaşandığı dönemdeyiz. Toplumda gençler ve yaşlılar arasında ciddi bir toplumsal tansiyon yaratan bu sorun batı toplumları başta olmak üzere tüm dünyada yaşanıyor. Bugün yaşlı olarak tanımlayabileceğimiz insanların alışkanlıkları ve deneyimleri ile bugünün yaşam pratikleri çok farklı. Sosyolojik jenerasyon tanımları ve ekonomik trendler Türkiye örneğine tam olarak uymasa da belirli benzerlikler gözlemlenebiliyor. 1945 sonrasında doğan kuşağın (En azından batı medeniyetinin çatısı altında olanların) büyük bir ekonomik gelişmeye tanık olduğunu söylemek mümkün. Bu jenerasyon iş dünyasındaki düşük rekabet, hızla gelişen ekonomiler, güçlü sanayiler ve görece barış ortamında “Wellfare State” yani Refah Devletini yaşayarak tarihin en şanslı jenerasyonlarından biri oldu. Bugün “boomer” olarak tabir edilen bu kuşağın Türkiye yansımaları ise biraz daha farklı. Özellikle 1945-1980 arasında Türk ekonomisinin dışa kapalı olması ve ithal ikameci dönem Türkiye’de tüketim alışkanlıklarının oluşmasında etkili oldu. Bu dönemde yaşanan sendikal haklar, sınıflar arası sosyal mobilizasyon güçlü olsa da “refah” dolayısıyla tüketim genellikle şehirlerde küçük bir elit içinde kaldı. 1980 sonrasında yaşanan süreçte liberal ekonomiye geçiş ithal mal ve tüketimi beraberinde getirse de bunun kültür ve toplum yansımaları eksik kaldı. 

Gençler ne hissediyor?

Ünlü filozof Jean Baudrillard içinde bulunduğumuz toplumu; ihtiyaç tanımını sonsuza çeken, etrafı nesnelerle sarılmış ve sonsuz bir tüketim arzusu içinde olan bir “Tüketim Toplumu” olarak tanımlar. Sonsuz bir tüketim arzusu içinde ve bu mirası vazgeçilmez bir hak olarak gören toplum için yoksunluk ve kıtlık hayatından çıkmıştır. Türkiye bu toplumsal düzeyi 21. Yüzyılın başında yaşadığı dönüşüm ve değişimle yakaladı. Ve bu hissiyatı miras alan yeni jenerasyon ise bunu vazgeçilmez bir hak olarak görüyor. Bu yeni toplumumun tüketim algısında bir süreklilik olması tüketim alışkanlıklarını değiştirdi. 

Gençler ev, araba almak istiyor mu? 

1991 seçimlerinden önce herkese 2 anahtar vaadi veren Tansu Çillerin Türkiye’sinden bugüne çok şey değişti. Tüketim öncellikleri ve kiralama opsiyonlarının sonsuz imkanlar sunduğu bir dünyada satın almak biraz geri plana itildi. Artık sahiplik ve aitlik yerini deneyimlemek ve özgürlüğe bırakmış durumda. Bu mobilize olmuş, ihtimallere açık yeni jenerasyon ile de statükonun karşılaşması ise ilginç oluyor. Yapılan bir araştırmaya göre milenyum jenerasyonunun %74’ü çalıştığı işten 3 yıl içerisinde ayrılmayı düşünüyor. İşinde ömür geçiren memurlara göre farklı bir bakış açısı olduğu kesin. Fakat bu rakam milenyum jenerasyonun güvenilmez olduğunu göstermiyor. Aynı çalışma %89’unun kariyerinde ve maaşında yükselme olanakları olduğunda aynı şirkette 10 yıl veya daha fazla çalışmaktan memnun olacağını belirtmiş. 

Ekonomik durum

Türkiye’nin bugün içinde bulunduğu ekonomik eşitsizlik ve fakirleşme ise konunu karanlık yüzünü oluşturuyor. Tüm dünyada yeni jenerasyonun ebeveynlerinden daha düşük bir hayat standartına sahip olması yükselen bir trend; iş piyasasındaki rekabet, kronik enflasyon, işsizlik gibi sorunlar yeni jenerasyonu çok hızlı bir şekilde fakirleşmeye itiyor. Türkiye ise bu durumu en sert yaşayan ülkelerden biri. İçinde bulunduğu ekonomik durum ev, araba gibi hayallerini ulaşılamaz noktalara getirdiğini söylemekte mümkün. Türkiye’de genellikle orta sınıfı oluşturan lisan mezunu insanların sayısı 2008’de %5,5 iken bugün bu rakam %13,9 a yükselmiş. 15-24 yaş arası genç işsizliğin oranı ise %25,3. Gençler arasında kiralama kültürünün oluşmasının önemli etkenlerinden biri de ekonomik. Bu yüzden de yurtdışında yaşamak isteyen gençlerin sayısı gün geçtikçe artıyor. Bu ekonomik belirsizlik içinde de gençlerin uzun süreli yatırımlar yapması pek mümkün görünmüyor.

Kaynaklar:

Şevket Pamuk, Türkiyenin 200 Yıllık İktisat Tarihi, İş Bankası Yayınları, 2016.

Jean Baudrillard, Tüketim Toplumu, Ayrıntı yayınları

Tüik, Eğitim Raporu.

https://www.forbes.com/sites/datafreaks/2017/08/22/the-top-5-reasons-millennials-quit-jobs-they-like/#2460cb563df4

https://www.bloomberg.com/opinion/articles/2020-06-24/millennials-will-be-poorer-than-parents-if-they-can-t-buy-homes

https://www.businessinsider.com/more-millennials-planning-to-rent-forever-cant-afford-housing-2019-11

https://www.independent.co.uk/life-style/millennials-jobs-career-work-salary-quit-young-people-study-a8361936.html

İlk yorum yapan siz olun

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir