İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Takılma, Yap Gitsin!

Richard Branson, Hümanist Kitap Yayıncılık, 2016

“Öğrenmeye hâlâ devam ediyorum ve bunun hiçbir zaman bitmemesini umuyorum” diyen Richard Branson, yenilikçi ve cesur yaklaşımıyla dünyaca ünlü bir girişimci. Takılma, Yap Gitsin (Screw it, Let’s Do it) kitabıyla şirketini kuruşundan bugüne yaşadıklarını Branson’un ağzından dinleyelim: 

Virgin çalışanlarının birçoğunun arasında “Dr. Evet” lakabı ile anıldığımı öğrendiğimde çok gülmüştüm. Belli ki ortaya çıkma sebebi, benim bir soru, talep veya probleme yönelik tepkimin olumsuzdan ziyade olumlu olmasıydı. İyi bir fikir gibi göründüğü sürece, bir şeyi yapmamak için bahaneler üretmek yerine yapmak için sebepler bulmaya çalıştım her zaman. Benim mottom gerçekten de: “Takılma, yap gitsin!” 

Eğer ortada iyi bir fikir varsa benim tepkim, “Evet, bunu düşüneceğim,” oluyor; sonra da nasıl gerçekleştirileceğine dair çözümler bulmaya çalışıyorum. Tabii ki, her şeye evet demiyorum. Ancak size şunu sorayım, hangisi daha kötü? Ara sıra yanlış bir karar vermek mi, yoksa dar görüşlü olup fırsatları kaçırmak mı? 

Eğer bir şeyin iyi bir fikir olduğunu düşünüyorsanız veya özel hayatınızda yapmak istediğiniz bir şey varsa ama tam olarak hedefinize nasıl ulaşacağınızı bilmiyorsanız, o önemsiz “yapamam” kelimesinin sizi durdurması gerektiğine inanmıyorum. Eğer hedeflerinize ulaşmak için gereken deneyime sahip değilseniz başka bir yöne doğru gidin, oraya ulaşabilmek için başka bir yol bulmaya çalışın. En karmaşık sorunların bile her zaman bir çözümü vardır. Eğer uçmak istiyorsanız, on altı yaşınızda havaalanına gidin ve çaycılık yapın. Gözünüz açık olsun. Bakın ve öğrenin.

Student Dergisi’nin Kuruluşu

Arkadaşlarıma ve akrabalarıma profesyonel bir dergi çıkarmak istediğimi söylediğimde ve onlardan tavsiyelerini ve katkılarını istediğimde belli bir ölçüde inançsızlık, şüphecilik ve hatta kahkahalar ile karşılaştım. Projeme sıradan bir öğrenci hevesi olarak baktılar. Bir ya da iki kişi omuz silkerek çok genç ve deneyimsiz olduğumu ifade etti. Ancak ben ciddiydim; kendime ve bu işin yapılabileceğine gerçekten inanıyordum ve onları haksız çıkarmak istiyordum. Her zaman inatçı olmuşumdur ve bu olumsuz yaklaşımlar bilakis azmimi güçlendirdi ve daha kararlı olmamı sağladı. 

Günlerce derin düşüncelerle, dalgın bir halde ortalıkta dolaştım ve mümkün olduğu kadar çok gazete ve dergi karıştırdım. Dünyada neler oluyordu, neler konuşuluyordu? Farkında değildim ama içgüdüsel olarak pazar araştırması yapıyordum ve en basit şekliyle toplumsal istatistikleri inceliyordum. Neredeyse tesadüf eseri olarak bir gerçeklik ile karşılaşmıştım: ne satacak olursanız olun, önce pazarınızı belirleyin. Çok küçük düşündüğüm sanıyorum o zaman kafama dank etti. Öğrenciler her yerdeydi ve öğrenci gücü kavramı medyanın ilgisini çeken yeni icat edilmiş bir kavramdı. İşte! Sihirli kurşunu bulmuştum. 

Derginin adını Student (Öğrenci) olarak belirlemek sahamızı genişletti ve sadece altıncı sınıf öğrencilerini değil (başlangıçtaki pazarımız), bütün kolej ve üniversite öğrencilerini de kapsayan bir satış hedefimiz olmasını sağladı.

O noktada üniversite veya akademik hayatın kaderimde olmadığını fark etmiştim; hayatta tek başıma daha iyi yerlere geleceğimi anlamış ve girişimci olarak yola koyulmuştum. Ailem kendi kararımı kendim vermeme izin verdi. Babam eğitimimi kesmek ve üniversiteye gitmemek ile ilgili planlarıma çekinceyle yaklaşsa da ne yaparsam yapayım arkamda durdular. Onlara hissettiklerimi anlatmak için yazdığım bir mektubun kopyasını hâlâ saklarım: 

Hayatta yaptığım her şeyi iyi yapmak isterim, gönülsüzce yapmak istemem. Student’ta zaman elverdiğince elimden gelenin en iyisini yaptığıma inanıyorum. İki işi birden yapmaya çalışırken başarısız olma tehlikesini gördüm ve hâlâ görüyorum, elimdeki bütün işlerde birden başarısız olabilirim ve bir yere varacaksam önceliklerimi belirlemem gerekiyor. Ayrıca, henüz sadece on altı yaşındayım. 

Sonra, yaşıtım diğer çocuklara kıyasla benim neler yaptığımı anlattım ve şöyle bitirdim: 

Siz on altı yaşınızdayken dünyayı şu anda algıladığınız gibi algılamadınız. Kariyeriniz neredeyse önünüze serilmişti. Bugün ise zorlu bir mücadele… Student da diğerleri gibi bir kariyer… Sizin için üniversite veya finaller nasıl hayatınızın başlangıcı olduysa, bu da benim için öyle. 

Ailemle iletişimimiz hep iyi olmuştur ve bugün de iyi ilişkilerin olduğu kadar, iyi işletmelerin de sırrının iletişim olduğunu düşünüyorum. Bu mektubu okuduktan sonra arkamda durdular ve babam onunkinden farklı bir alanda ilerleme isteğimi kabullendi. 

Okulu bırakıp tam zamanlı olarak Student üzerinde çalışmaya başladığımda hâlâ yalnızca on altı yaşımdaydım. Olağan öğrenci işlerinden limonata standı türevlerini saymazsak, daha önce hiç gerçekten iş dünyasında yer almamıştım, ama burada kimsenin kendine yetemeyeceğini bilecek kadar bilgim vardı. 

Çeşitli makalelerde, dokunduğum her şeyi altına dönüştürdüğümü okudum. Bu doğru olmasa da durumumun iyi olduğunu ve oldukça büyük bir ticari başarı yakaladığımı itiraf etmeliyim. Taksi şoförleri, gazeteciler, radyo muhabirleri sıklıkla bana sırrımın ne olduğunu soruyor; nasıl para kazanıyorum? Aslında öğrenmek istedikleri, kendilerinin nasıl para kazanabileceği.  

Onlara hep anı şeyi söylüyorum. Bir sırrım yok. İş dünyasında uyulması gereken kurallar yok. Sadece sıkı çalışıyorum ve her zaman olduğu gibi yapabileceğime inanıyorum. Ama hepsinin ötesinde eğlenmeye çalışıyorum. İşin eğlence ile yumuşatılması gerektiğine gönülden inanıyorum ve bunu söylerken kastettiğim çalışırken endişelenip, strese girmek yerine keyifli olmak. 

Hadi Ricky, Öylece Oturma, İneği Yakala!

Eğer kendinize meydan okursanız büyürsünüz, hayatınız değişir, olumlu bir bakış açınız olur. Hedeflerinize ulaşmak her zaman kolay olmaz ama bu durmak için geçerli bir sebep değildir. Onun yerine kendinize, “Yapabilirim. Kazanana kadar denemeye devam ederim,” deyin. 

İlk büyük zorlu hedefimle dört ya da beş yaşlarımdayken bir yaz, iki halam ve amcamla birlikte ailecek iki haftalığına Devon’a gittiğimizde tanıştım. Oraya vardığımızda, kumsala koştum ve uzun uzun denize baktım. Yüzmek istiyordum ama nasıl yapılacağını hiç öğrenmemiştim. Babamın kız kardeşi Joyce halam geldi, ben imrenerek dalgalara bakarken yanımda durdu ve tatilin sonuna kadar yüzmeyi öğrenmem halinde bana on şilin vermeyi teklif etti. Çok bilge bir kadındı; benim zorlu bir hedefe anında tepki vereceğimi biliyordu. İddiaya girmeyi kabul ettim ve kazanacağıma emindim. Çoğu gün deniz dalgalıydı ve dalgalar çok yüksekti ama yine de saatlerce yüzmeye çalıştım. Her gün, bir ayağım yerde soğuktan morarırken diğeriyle etrafa su saçmaya devam ettim. Yuttuğum bol miktarda suya rağmen kararlıydım; galonlarca su içmiş gibi hissediyor ama hâlâ yüzemiyordum. 

 “Boş ver, Ricky,” dedi Joyce halam nazikçe. “Önümüzdeki sene öğrenirsin.” 

Bu zorlu hedefe ulaşamadığım için keyfim kaçmıştı ve önümüzdeki seneye kadar onun bunu unutacağına da emindim. Arabayla eve doğru giderken dalgın dalgın camdan dışarı baktım. Keşke öğrenebilmiş olsaydım yüzmeyi. Kaybetmekten nefret ediyordum. Çok sıcak bir gündü ve 1950’lerde yollar oldukça dardı, o yüzden yol kenarında bir nehir gördüğüm sırada pek hızlı gitmiyorduk. Henüz eve gitmediğimize göre hâlâ tatildeydik ve bunun kazanmak için son şansım olduğunu biliyordum. 

“Arabayı durdur!” diye bağırdım. Annem ve babam bu iddiadan haberdarlardı ve genellikle o yaşlardayken benim sözümü pek dinlemeseler de sanırım babam ne istediğimi ve bunun benim için ne kadar önemli olduğunu biliyordu. Arabayı yolun kenarına çekti ve park etti. “N’oldu?” diye sordu, bana dönerek. 

“Ricky şu on şilini kazanmak için bir kez daha şansını denemek istiyor,” diye cevapladı annem. 

Arabadan dışarı fırladım ve hızla soyundum, bir araziyi koşarak geçip nehre ulaştım. Kıyıya ulaştığımda korktuğumu hissettim. Nehir derin görünüyordu ve kayaları aşarak hızla akıyordu. İneklerin su içtiği eğimli, çamurlu bir kısım vardı ve suya oradan ulaşmanın daha kolay olacağına karar verdim. Kafamı çevirdim ve herkes durmuş beni izliyordu. 

Annem gülümsedi ve hadi dercesine elini sallayarak, “Yapabilirsin, Ricky!” diye bağırdı. 

Arkamdaki bu kitlesel teşvik ve Joyce halamın verdiği bu zorlu hedefi başarma azmiyle, ya şimdi ya da asla diye düşündüm. Çamurun içinden yürüdüm ve suya daldım. Nehrin ortasına geldiğim anda akıntı beni yakaladı, alabora etti ve boğulacak gibi oldum. Suyun yüzeyine çıktığımda akıntı yönünde sürüklendim. Bir şekilde derin bir nefes almayı becerdim ve rahatladım, hatta neredeyse suyun üzerinde kalmayı başardım. O anda, ani bir inanç duygusu hissettim ve artık yapabileceğimi biliyordum. Bir ayağımı oradaki bir kayaya dayadım ve ondan güç alarak kendimi ittim. Kısa bir süre sonra, garip bir şekilde ve etrafa su sıçratarak da olsa yüzüyordum; iddiayı kazanmıştım. Akan suyun ve benim yarattığım köpüklerin gürültüsünün ardında kıyıdan ailemin tezahüratlarını duydum. Sürünerek çıktığımda takatim kalmamıştı ama çok gururluydum. Çamurun ve batan ısırgan otlarının içinden sürünerek Joyce halama ulaştım. Yüzünde kocaman bir gülümsemeyle elinde on şilini tutuyordu. 

“Aferin, Ricky” dedi. 

“Yapabileceğini biliyordum,” dedi annem, bana kuru bir havlu verirken. Ben de yapabileceğimi biliyordum ve bunu kanıtlayana kadar da vazgeçmeyecektim. Eğer süt istiyorsanız, tarlanın ortasında bir taburenin üzerinde oturup, ineğin size yanaşacağı umuduyla beklemeyin. Bu eski deyiş annemden yapılmış bir alıntı da olabilirdi. O şöyle eklerdi, “Hadi Ricky. Öylece oturma. İneği yakala.” 

Virgin Airlines’ın Kuruluşu

Bir tatilim esnasında planımız Porto Riko’ya uçmaktı ama havaalanına vardığımızda uçuş iptal olmuştu ve insanlar kaybolmuş gibi ortalıkta dolaşıyordu. Kimse bir şey yapmıyordu. Birisinin bir şey yapması gerekiyordu, o yüzden ben yaptım! Tam olarak ne yaptığım hakkında hiçbir fikrim olmasa da, büyük bir özgüvenle 2 bin dolar vererek bir uçak kiraladım ve tutarı yolcu sayısına böldüm. Kişi başı 39 dolar tutuyordu. Bir karatahta aldım ve üzerine şöyle yazdım: VIRGIN AIRWAYS. PORTO RİKO’YA TEK YÖN 39$. Minnet dolu yolcular bütün biletleri kapıştı. İçlerinden iki tane ücretsiz bilet almayı başardım ve birazcık kâr bile ettim! 

Virgin Airways fikri bir tatil sırasında böyle ortaya çıkmıştı ama havayolu şirketi bundan birkaç sene sonra tarafıma gönderilen bir iş fikri ile tam olarak faaliyete geçti. Daha önce hiç uçak kiralamamıştım ama bir fırsat gördüm ve onu yakaladım. Bugün Virgin Airways dünya çevresinde 300 noktaya uçuyor. Virgin Atlantic, Avustrulya’da Virgin Blue, Avrupa’da Virgin Express, Virgin Nigeria ve Virgin America var. Dahası, hayal edebileceğimin çok ötesine geçtik ve Virgin Galactic uzay uçuşları yapacak. Bunu yapan başka kimse yok. Herkesin ilerisindeyiz. 24 sene içerisinde bir uçak kiralamaktan uzay yolculuğuna uzandık. 

Ben şanslıydım. Virgin’in artık arkasında çok büyük paralar olması gibi bir lüksü var. İnsanlar rahatlamam gerektiğini söylüyor. Emekli olabilirim ama şöyle soruyorum; “Ne yaparım?” 

“Suluboya yap, golf oyna, eğlen,” diyorlar. Fakat ben zaten eğleniyorum! 

Kitabı satın almak için tıklayın: https://www.humanistkitap.com/urun/takilma-yap-gitsin

İlk yorum yapan siz olun

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir