İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

İdil Sevil: ”Kültürel Yapımızın Pandemiyle Başa Çıkmayı Kolaylaştırıcı Özellikleri Var”

”Türk’ün Aklı Nasıl Çalışır?’’ kitabının yazarı İdil Sevil ile koronavirüs günlerinde yaptığımız doğru ya da yanlış hareketlerimiz üzerinde kültürün etkisi hakkında konuştuk. 

Bir anda panik olabilen, yakın teması ve samimiyeti seven, genelde yasakları delebilen bir kültürümüz var. Bu özelliklerimize rağmen iyi bir koronavirüs sınavı verdiğimizi söyleyebilir miyiz?

Bir anda panik olmaktan ziyade, duygularını kontrolde zorlanan, diyelim. İki saat sonra sokağa çıkma yasağı başlayacağını duyanların kendini sokağa atmasının altında bu ‘tezcanlılık’ da yatıyor.

Kişilerarası mesafenin bizim kültürümüzde birçok Batılı ülkeye kıyasla daha az olması şüphesiz virüsün bulaşmasını kolaylaştırıcı bir etken olmuştur. Bu mesafenin yüksek olduğu İsveç’in karantina kararı almamasının bir sebebi de, bu kültürel mesafeye güvenmesidir.

Yasakları delme konusunda birçok ‘kıvrak’ örnek sergilendi elbette, dışarı çıkabilmek için gitmeyeceği halde doktor randevusu alıp polis çevirdiğinde ‘doktora gidiyorum’ diyenler gibi… 

Ancak iyi bir koronavirüs sınavı veriyoruz. Virüsün yaygınlığına ve hızla yükselen enfeksiyon oranına rağmen Türkiye’de ölüm oranının, resmi rakamlara olan itirazı göz önüne aldığımızda bile, düşük olduğu görülüyor[1]. Bunda şüphesiz sağlık sisteminin ve genç nüfusun etkisi büyük. Ancak kültürel yapımızın da pandemiyle başa çıkmayı kolaylaştırıcı özellikleri var. Örneğin, yaşlılara bakmanın ailenin sorumluluğu olması, huzur evinin adeta tabu addedilmesi… Bu durum, Avrupa ve ABD’de böyle değil. Birçok kaynak, İtalya, İspanya, Fransa ve Belçika’da Covid-19 kaynaklı ölümlerin yüzde 42 ila 57’sinin huzur evlerinde gerçekleştiğini ortaya koyuyor[2]

Toplumsal ilişkilerin bugünlerde nasıl etkileri olduğunu görüyorsunuz?

Ailesine, arkadaşlarına düşkün, ilişkisel toplum yapımız kriz durumlarında kaygımızı paylaşacak bir sosyal destek sağlıyor – bunun verdiği psikolojik güç çok kıymetli. Her ne kadar eşten dosttan duyduklarımızla galeyana gelme, hatta belki yalan yanlış reçeteleri deneme potansiyelimiz yüksek olsa da, ‘virüs’ gibi bir düşmanla tek başımıza değil de toplum olarak savaşıyor olmanın verdiği emniyet hissi, kıvrak espri anlayışımızla durumu alaya alma rahatlığı, biz fark etmeden ruhumuzu olduğu gibi bedenimizi de güçlendiriyor. Aynı ortamda bulunmasak da sevdiklerimizle ‘uzaktan’ birlikteliği devam ettiriyor, ilişkilerin verdiği güçle kendimizi koruyoruz.

Koronavirüs günlerinde aslında hiç unutmadığımız ama alışkanlıktan çok bir zorunluluk haline gelen kolonya kültürümüz var. Geleneklerimizin bugünlerdeki etkisini nasıl yorumlarsınız? 

Kültürel alışkanlıklarımız zaten hijyenik! Düşünün ki misafire kolonya tutarak aslında kibarca onu dezenfekte etmek gibi ince düşünülmüş bir alışkanlığımız zaten vardı. Kolonya, her zaman hayatımızın bir parçasıydı. Evin girişinde ayaklarımızı silmek, evde terlikle gezmek gibi alışkanlıklar, Amerikan filmlerinde görülen manzaralardan çok farklı, bir o kadar da faydalı, değil mi? Sofraya oturmadan ve yemekten sonra el ağız yıkama, çamaşırları güneşte kurutma gibi birçok hijyen alışkanlığımız, bizi enfeksiyonlar karşısında güçlü kılıyor.

Bağışıklık sistemimizi güçlendiren başka bir geleneğimizin altını çizmek istiyorum: geleneksel beslenmemizden uzaklaşmamamız çok önemli! Anadolu mutfağı tarhana, kefir, yoğurt, turşu gibi probiyotik gıdalar açısından çok zengin besinlere sahiptir. Geleneksel besinlerin, binlerce yıldır bunları tüketmeye alışmış bedenlerimizin arkaik bilgisi sayesinde, daha kolay sindirilip enerjiye dönüştüğü biliniyor (bkz. Türk’ün Aklı Nasıl Çalışır).

Geleneksel mutfağımızın bağışıklık sistemimizi güçlendiren probiyotikler açısından zengin olması, bizim şansımız. İthal gıdalardan medet ummak yerine elimizin algındaki bu şanstan faydalanmayı ihmal etmemeliyiz. Verimli toprağımızda yetişen kekik, adaçayı, sumak gibi enfeksiyon giderici ot ve baharatlarından, bal, limon, turp gibi mucizevi besinlerinden yararlanmak bizim için birçok topluma göre çok daha kolay.

Bir de tabii, krizlerle baş etmede uzman olunması gereken bir coğrafyada yaşıyoruz! Uzun saatler boyunca stres altında çalışmaya ve yoğun hasta sayısına alışmak zorunda kalmış olan doktorlar, salgın nedeniyle gelen hasta akınıyla boğulmadı. Sağlık personelimiz, bir anlamda krizlere karşı ‘şerbetli’. 


[1] https://t24.com.tr/haber/evren-balta-ve-soli-ozel-yazdi-tartismali-sayilar-turkiye-nin-dusuk-olum-oranlarina-dair,877536

[2] https://t24.com.tr/haber/evren-balta-ve-soli-ozel-yazdi-tartismali-sayilar-turkiye-nin-dusuk-olum-oranlarina-dair,877536

İlk yorum yapan siz olun

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir