İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Genç Yetişkin Sorunları mı? Orta Yaş Krizi mi?

“Bu dahil, tüm genellemeler yanlıştır.”

Mark Twain, Nietzche gibi önemli isimler ile ilişkilendirilen bu meşhur söze en yalın haliyle bakarsak şöyle diyor; ilk önerme ikincisini yalanladığı için bütün genellemeler yanlış değildir, fakat benim yaptığım bu genelleme yanlıştır. Yani kendini yalanlayan bir önermenin savunduğu şeyin tersi doğrudur. Sonuç olarak bazı genellemeler doğrudur. (Bakınız; Söylediğim her şey yalan, bu dahil.) Bu paradoksu ortaya atma sebebim ise yaş krizleri ve jenerasyon sorunları. 

Aynı yaş grubunda olan veya benzer tarihlerde yaşayan herkes aynı tecrübeyi yaşamadığı gibi benzer sorunlardan mustarip olmayabilirler. Bulunduğunuz ülke, bireysel tecrübeniz, içinde bulunduğunuz sosyal sınıf sizi dar tanımlı sosyolojik kalıplara girmekten alıkoyabilir. Yapılan bir araştırmaya göre ABD’de yaşayan insanların %10’dan daha azı yaşlanmaya ya da yaşlarına bağlı bir kriz yaşamışlardır. Öte yandan sosyal hayatı olan diğer canlı türleri -şempanze ve orangutanlar- üzerinde yapılan çalışmalarda da diğer sosyal canlılarında orta yaş krizi belirtileri gösterdiği gözlemlenmiştir. Bu yüzden bazı genellemeler gibi bu genellemeyi de doğru olarak kabul edeceğiz. 

 Orta Yaş Krizi

Orta yaş krizi ilk olarak 1965 yılında Elliott Jaques tarafından ortaya atılmıştır ve Batı toplumunda orta yaşlılarda, gençlik yıllarını geride bırakmanın duygusallığı ve yaşlanmanın hissedilmesi ile dramatik olarak özgüvenin azalması sonucu görülen bir süreç olarak tanımlanmıştır. Orta yaşlı olarak değerlendirilen erişkinler, hayatlarının yarısını tüketmiş olabilecekleri düşüncesi ile orta yaş sendromu yaşayabilmektedir. Krizi aileden birinin ölümü, işsizlik, kariyerinden hoşnut olmama, aile içi sıkıntılar gibi sebepler tetikleyebilmektedir.

Genç Yetişkinlik

Genç yetişkinlik dönemi ise psikologlar arasında hangi yaş aralığı kapsadığı tam olarak kararlaştırılamamış olsa da hem fiziksel performansın en üst düzeye çıktığı bir dönemdir. Bu dönemde eş seçme, aile kurma, ekonomik özgürlüğünü ve toplumsal saygının kazanılması gibi önemli sorumlulukları olan birey bu süreç içerisinde hayatının önemli kısmını belirleyecek olan köşe noktalarından geçer. 

Genç yetişkinlikte yaşanan bu süreç fiziksel ve bilişsel gelişim ile desteklenmelidir. İnsanının benlik algısının oluştuğu bu dönemde işsizlik, sağlık sorunları, sosyal ve duygusal aksaklıklar bu sürece ciddi zarar verebilmektedir. Ünlü bilim kadınımız Mina Urgan’ın meşhur kitabı Bir Dinozorun Anılarında yıkmaya çalıştığı genel kanılardan biri de budur. 

“Gençliğin bir mutluluk yaşlılığın ise mutsuzluk olduğu mitosunu yıkmak istiyorum. Gençlerin mutlu olduğu yalanı gençlerin kendileri dışında herkesin inandığı koca bir yalandır.”

 Bir Psikolog – Erik Erikson (1902-1994)

Gelişim psikolojisi ve psikanaliz üzerine önemli çalışmaları olan Erik Erikson özellikle insanların sosyal gelişimi teorisi ile tanınmaktadır. Hayatının erken döneminde Sigmund Freud’un kızı Anna Freud ile tanışmasının hayatında önemli bir etkisi olmuştur. Psikanaliz çalışmaları üzerine başlayan kariyerini gelişim teorisi üzerine şekillendiren Erikson, en önemli çalışmasında insanın gelişimini tamamlayabilmesi için 8 basamaklı bir gelişim teorisi oluşturmuştur. Sırasıyla; Güven (0-1 yaş), Özerklik (2-3 yaş), Girişim (3-5 yaş), Ego kimliği (11-20yaş), Yakınlık (20-30 yaş), Üretkenliğe karşı durgunluk (30-60 yaş), Umutsuzluk (60+). 

Erik Erikson’un fikirlerinden nasıl bir sonuca ulaşabiliriz?

Erikson’un psikososyal gelişim kuramının 6.gelişim evresi yani 20-30 yaş arasını kapsayana dönemi en sağlıklı şekilde tamamlamanın yolu şu şekildedir: aile kurma, güven duyma, üreme ve topluma faydalı olma. Aynı şekilde, eğlenmek, iş hayatında istikrar ve statü. Bu hedefler erişkin bireyi yalnız kalma kaygısından uzaklaştırır. Bir sonraki aşamada ise tam bir geçiş dönemidir. Bu dönemde kişi, üretmeye devam eder ama üretim amacını biraz daha eğitimsel yöne kaydırır. Yeni neslin üretkenliğini artırıcı hedefler edinir. Monotonlaşma kaygısı ve bununla mücadele hissi gelişir. 

Bu iki evre arasındaki çatışmaya bakıp bir sonuca varmamız gerekirse. İnsanın yaşam döngüsü lineer bir çizgi olarak ilerlemediği gibi her dönem bir sonraki ile bağıntılıdır. İnsan hayatının bu iki evresindeki arasındaki ilişki bir kavga değil bir uyum olmalıdır. Çünkü bir evrede yaşanan aksaklık veya eksiklik hayatın geri kalanında insanı takip edebildiği gibi sağlıklı bir hayat döngüsünde fiziki veya sosyal zararlar verebilmektedir. Bu yüzden uyum ve iç huzur insanın hayatının en önemli tamamlayıcısıdır.

REFERANSLAR:

https://www.washingtonpost.com/wp-srv/health/seniors/stories/midlife042099.htm

https://www.dw.com/tr/orta-yaş-krizinden-onlar-da-muzdarip/a-16392573?maca=tur-standard_feed-tur-10201-xml

İlk yorum yapan siz olun

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir