İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Bir Hukukçuya Söylenmemesi Gerekenler

Günümüzde herkesin yakından ya da uzaktan bir hukukçu tanıdığı, görülen/açmayı düşündüğü bir davası, alacak vereceği ya da “meselesi olan bir arazisi” oluyor. Herhangi bir ortamda bir hukukçu ile kurduğunuz iletişimde doğru bildiğiniz birtakım yanlışları düzeltmek ve belki sizlere karmaşık gelen hukuki terimlerin doğrularını öğrenmeye ne dersiniz?

  1. Hukuk öğrencilerine en çok sorulan soru : “Avukatlık mı okuyorsunuz?” 

Hukuk fakültesinin birinci senesi avukatlık, ikinci senesi savcılık, üçüncü senesi hakimlik… Hayır tabii ki! Toplumda çok yaygın ve hatalı bir algı maalesef, her hukuk mezunu avukat olmuyor. Hukuk fakülteleri sunduğu 4 yıllık eğitim ile öğrencilerine çeşitli hukuk dallarındaki teorik bilgileri  (kanunlar, Yargı kararları, doktrinler) ve pratikleri birlikte öğretmeyi amaçlıyor. Yani bir hukuk fakültesi mezunu yalnızca avukat olmak zorunda değil. İsterse avukatlık stajını yapıp istediği baroya kaydolarak avukat olabilir ya da hakimlik & savcılık sınavına girip, yine stajını yapıp hakim & savcı olabilir, noterlik başvurusu yaparak noter olabilir, yüksek lisans ve doktora yapıp akademisyen olabilir… Kısaca herkes gibi bir hukuk mezunu da ne isterse o olabilir.

  1. Tüm avukatlar meslek hayatlarında en az bir kere şu soruyu duyar : “Siz ne avukatısınız?” 

Doktorlar, mimarlar ve avukatlar… Sanırım bu üç mesleğin mensupları bu soru ve benzerine çok maruz kalıyor. Öncelikle açıklamak gerekir ki her hukuk mezunu hukuk fakültesinden tüm temel hukuk derslerini alarak mezun oluyor. Yani her hukuk mezunu aslında ceza hukuku, iş hukuku, ticaret hukuku, idare hukuku gibi temel derslerin yanı sıra ekonomi, sosyoloji, psikoloji gibi dersler de alıyor. Avukat olmayı tercih etmiş bir hukuk mezunu genelde hangi alan ilgisini çekiyorsa o alanda daha “uzmanlaşmış” olmayı tercih ediyor, yani aslında her avukat her çeşit dosyanın içeriğine az çok hakim fakat hangi alanda kendisini daha yetkin hissediyorsa ya da o alanda daha büyük başarılara imza atmışsa veya kısaca daha ilgiliyse o alanda parlıyor. 

3. Avukatınıza ne olursa olsun yalan söylemeyin.

Sizi temsil etmesi için seçtiğiniz avukatınız sizin menfaatinizi ve haklarınızı korumak için çaba sarf etmektedir. Bu yüzden avukatınıza her şeyin doğrusunu anlatmanız gerekmekte, “şunu söylersem daha kötü olur, hapise girerim ya da başıma bir şey gelir.” düşüncesine kapılmanız tam tersine sizin aleyhinize sonuçlanacaktır. Şundan emin olun ki avukatlar en kötü durumlarda bile hem kendi prestiji için hem de sizin “kurtulmanız” için elinden geleni yapacaktır. Eğer söylediğiniz yalanlar duruşma salonunda ortaya çıkarsa vay halinize. Bu durumda hem avukatınızın durumu toparlaması zorlaşacak hem de size olan güveni kırılacaktır.

4.  Takside, aile-akraba toplantısında bir klasik : “Bizim mirastan payımıza ne düşer? Bizim de bir arsa meselesi vardı…

Maalesef buna benzer soruları duymayan ne stajyer avukat ne de avukat var. Adliye personeline bile soran var. Yapmayın, etmeyin lütfen. Nasıl ki kulak burun boğaz doktorunu sokakta görüp “Benim boğazım şişti, ateşim var, bana bir antibiyotik yazıverin şuracıkta.” demiyorsanız bir avukatı da yolda, orada burada gördüğünüzde hukuki sorunlarınızı danışmayın. Neden? Çünkü biz bu danışmanlık hizmetiyle de para kazanmaya çalışıyoruz. Hatta Türkiye Barolar Birliği’nin 2020 yılı için yayınladığı tebliğe göre avukatın bürosunda bir saatlik sözlü danışma ücreti 450 TL, takip eden her saat için de 270 TL olurken, sizin talebinizle avukatınızın geldiği yerde sözlü danışma ücreti 935 TL, takip eden her saat için de 460 TL olarak belirlendi. 

5. “Ne yaptın ki bir dilekçe yazdın o kadar para istiyorsun?” “Davayı kaybettik, senin suçun para vermem.” “Davanın başında para verdik ya, daha ne parası vereceğiz?” 

Bu tür soruları sormadığınızı veya sormayı düşünmediğinizi varsayıyorum. Lütfen ama lütfen avukatlara bu muameleyi yapmayın. Toplumdaki genel kanaatin aksine avukatlar yalancı ve sizi sömürmeye çalışan insanlar değildir. Hepimiz avukatlık cübbemizi giyerken mesleğimizi onur ve şerefimizle yapacağımıza dair yemin ediyoruz. Her meslek mensubu gibi ,tabii ki işini doğru ve haysiyetli bir şekilde yapmayanlar olabilir ama, genel kanaatiniz avukat = paranızı sömürmeye çalışan biri olmasın. Bir avukat “bir dilekçe” yazarken bile sandığınızdan fazla vakit harcayabilir, konuya ilişkin araştırma yaparak o dilekçeyi yazıyor olabilir, dava açmak/taraf olmak veya bir icra takibi yürütmek, ihtarname göndermek bu tür prosedürler çok masraflıdır. İki sayfa ihtarname göndermenin bile 250-TL’den başladığını göz önüne aldığınızda bunu sizin yazmanızla bir avukatın yazması arasında dağlar kadar fark var. Dava açmanın/icra takibinin başında dosyanın açılması için verilen harçlar ile dava/icra dosyası ilerledikçe ortaya çıkan masrafların avukatın cebinden karşılanması sizin sorumluluğunuzda çünkü sizin işiniz görülmekte. Son olarak, hiçbir avukatın müvekkiline “bu davayı %100 kazanırız.” demesi doğru değil, Yargıtay’ın farklı daireleri bile birbirinden farklı kararlar verirken sizin dosyanızın görüldüğü mahkemenin hakiminin kafasını okumak mümkün değil. Bir dosyada 1 yıl içerisinde 4-5 hakimin değiştiği ihtimalini de hesaba katarsak avukatınızın müneccim ve sihirbaz olması halinde davanızı %100 kazanabilirsiniz. Bu yüzden kaybedilen her davada lütfen avukatınızı suçlamayın, emin olun o sizden daha çok dosya için emek sarfediyor ve emeklerinin boşa gitmesi en çok onu üzüp, sinirlendiriyor. Peki ne yapılabilir? Ya o karara karşı bir üst mahkemeye (İstinaf, Yargıtay) başvurabilirsiniz, ya başka bir avukatla çalışmayı tercih edebilirsiniz ya da siz de daha fazla uzamasını istemiyorsanız/haksız olduğunuzu düşünüyorsanız karara saygı duyabilirsiniz. Şunu da önemle belirtmek isterim ki her üst mahkemeye başvuru da dosyaya bağlı olarak ayrı bir masrafa sebep olmakta. 

İlk yorum yapan siz olun

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir