İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Altıncı Yok Oluş

Her şey değişiyor, ya insanoğlu?

Daha sonra kendilerine verecekleri adla homo sapiens’ler, yerkürenin her köşesine yayılmalarını ve  her yüzyıl nüfuslarının iki katına çıkmasını sağlayan koşulları da kendisi yarattı: büyük ormanlar tahrip edildi, organizmalar bir kıtadan diğerine taşınarak biyosfer yeniden oluşturuldu, yeraltı rezervlerinin keşfiyle atmosferin de kompozisyonu değişmeye başladı. Tüm bunlar, iklim ve okyanusların kimyasında değişime neden oldu. Bazı bitki ve hayvanlar, yeni duruma uyum sağlayıp hayatta kalırken, büyük çoğunluk, uyum sağlayamadı ve yaşamın dokusu değişti.

Altıncı Yok Oluş’ta yazar, her biri simge haline gelmiş türlerin yok oluşunu detaylıca inceleyerek sebepleri üzerine bir dedektif titizliğiyle gidiyor. Günümüzde de yok oluşun hızla devam ettiğini göstererek homo sapiens’in farkında olarak ve olmayarak yarattığı büyük dönüşümü gözler önüne seriyor.

Suci yumurtlamamış!

Halen nesli tükenmemiş beş gergedan türü içerisinde, Sumatra gergedanı en küçük ve en yaşlı olanıdır. Türü yirmi milyon yıl öncesine dayanan bu özel hayvan, utangaçtır ve yalnız yaşamayı sever. 2004 yılındaki doğumundan bu yana Cincinnati Hayvanat Bahçesi’nde yaşayan ve türünün son örneklerinden olan Suci de, etrafta erkek olmadığı için (en yakın erkek 16 bin km uzakta) hormon iğneleri ile uyarıldıktan sonra, suni döllenme ile gebe bırakılmaya çalışılıyor.

Suci’nin anne babasının hikâyesi de ondan farklı değildi: 1995’te Bronx ve Los Angeles Hayvanat Bahçeleri ellerindeki iki dişi gergedanı, hayatta kalan tek erkek gergedan Ipuh’un (diğerleri sineklerin yaydığı bir parazitten dolayı ölmüşlerdi) bulunduğu Cincinnati’ye yolladı. Uzun incelemeler sonucu Bronx’tan gelen Rapunzel’in üremek için fazla yaşlı olduğu ortaya çıkınca, umutlar Los Angeles’ten gelen Emi’ye bağlandı. Ancak Emi de hiç yumurtlamıyor gibiydi. Sorunun ne olduğu sonradan anlaşıldı: Emi’nin etrafında bir erkek olduğunu hissetmesi gerekiyordu. Yalnız yaşamayı seven gergedanları rahatsız etmeden onlara küçük “randevular” ayarlandı. Hamilelik oluyor ancak düşükle sonuçlanıyordu. Bu beş kez aynı şekilde tekrarlandı.

Sorunu çözmek isteyen uzmanların detaylı araştırmalardan sonra, sorunun gergedanların güneşte fazla kalmalarından kaynaklandığı ortaya çıktı (Sumatra gergedanları doğal ortamlarında orman örtüsü içinde direkt güneşi çok az alırlardı). Cincinnati Hayvanat Bahçesi, sorunu çözmek için özel yapım tentelere yarım milyon dolar harcadı ve 2000 yılının sonbaharında Emi’nin 16 aylık hamileliği ardından müjdeli haber gelmişti: Bir erkek yavru (Andalas), ardından Suci (Endonezya dilinde “kutsal” demek) ve sonra yine bir erkek yavru (Harapan) doğdu.

On dokuzuncu yüzyılda Kuzey Hindistan’da tarımsal açıdan zararlı kabul edilecek kadar yaygın olan Sumartalar’ın ormanlar kesildikçe yaşam alanlarının daralması nedeniyle gelinen bu noktada, şimdi türün yok olmaması için Suci’nin doğan bebekleri yaşatılmaya çalışılıyor.

Sebebi “çelimsiz bir tür”

Köln’ün yaklaşık 32 km kuzeyinde, Neandertal Vadisi’nde 1856 yılında ilk kez dünyayı Neandertal ile tanıştıran kemikler bulundu. Daha sonraki dönemde, dünyanın farklı noktalarında da Neandertal kemikleri ortaya çıktı. Neandarteller Avrupa’da en az 100 bin yıl yaşadı, sonra kabaca 30 bin yıl önce yok oldular. Yok oluşlarıyla ilgili pek çok teori ortaya atıldı: Son Buzul Dönemi, volkanik taşlar, hastalık, iklim değişikliği, sadece kötü şans v.b. Ancak son birkaç on yılda, diğer türlerde olduğu gibi Neandertallerin de yok oluşlarıyla ilgili genel kanı netlik kazanmaya başladı: “Onların kötü şansı bizdik.”

Modern insanlar Avrupa’ya yaklaşık 40 bin yıl önce geldiler ve arkeolojik kayıtların tekrar tekrar gösterdiği üzere tam o dönemde Neandertaller yok oldular. Belki Neandertallerin peşine düşüp onları öldürdüler, belki de Neandertaller sadece rekabete yenik düştüler. Aslında homo sapiens, Neandertallere göre oldukça “çelimsiz bir tür” dür, bir Neandertal rahatlıkla birkaç insanı devirebilecek güçtedir fakat alet kullanımlarının zayıf olmasının kendilerini korumalarını engellediği düşünülüyor. Asıl ilginç olan ise, homo sapiens’lerin Neandertaller ile cinsel ilişki kurmuş olması ve bu etkileşimden doğan çocuklar ile günümüzde yaşayan pek çok insanın az da olsa (yüzde 4 oranında) Neandertal genine sahip olmasıdır.

İnişleriyle ve çıkışlarıyla tarih gösteriyor ki yaşam son derece dirençli ancak sonsuza dek bu direnci koruyamıyor. Çok uzun süren olaysız dönemler olduğu gibi, nadiren de olsa çok kısa sürede gerçekleşen yok oluşlar da yaşanıyor. Bu devrim niteliğindeki dönüşümlerin sebebi geçmişte çeşitli olsa da, bugünkü devrim ne bir asteroid ne de volkanik patlamadan kaynaklanıyor, sebebi sadece “çelimsiz bir tür.”

Bu yazı daha önce Dünya gazetesi kitap ekinde yayımlanmıştır.

Kitabı satın almak için tıklayın: https://www.humanistkitap.com/urun/altinci-yok-olus

İlk yorum yapan siz olun

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir