İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Ağaçların Gizli Yaşamı

Ağır giden kazanır

Avrupa’da şık bahçelerde süs amaçlı dikilen sekoya gibi ağaçların Güney Amerika ormanlarındaki türdeşlerine göre boyları yarı yarıyadır. Şehirde çok azı 50 metreyi geçen bu ağaçlar normalde en az iki katı kadar uzayabilir. Peki neden şehrin ortasındaki ağaçlar iyi bakıldıkları halde pek gelişemez?

Şehirlerde tek başına dikilen ağaçlar için yol ve inşaatlar sebebiyle sıkıştırılmış toprak, yeterli yeşillik olmamasından kaynaklanan kuru iklim, fazla ışık gibi faktörlerden önce asıl eksiklik akrabalarıdır. 150 yaşındaki bu ağaçlar, binlerce yıllık potansiyel yaşam süreleri düşünüldüğünde yalnızca birer çocuktur ve evlerinden uzakta, akrabaları olmadan büyümeye çalışmaktadır. Çevrelerindeki diğer ağaçlar da kendileri zaten çocuk olduğu için bir ebeveyn gibi davranmaz ve yardım veya koruma sunamaz.

Her ağaç yerini alması için yalnızca bir yetişkin yavru büyütür

Bir kayın ağacı en erken 80 yaşında cinsel olgunluğa erişir ve her beş senede bir en az 30 bin kayın meyvesi üretir. 400 yaşına kadar yaşadığı varsayımıyla toplamda 1.8 milyon kayın meyvesi üretmesine rağmen bunlardan yalnızca bir tanesi yetişkin bir ağaç olabilecektir. Bir kez lotoyu kazanıp yaşamayı başaran küçük ağaçlar, hızlı bir tempoda büyümeye o denli isteklidirler ki her mevsim rahatlıkla 45 santimetre uzayabilirler. Ancak anneleri, bu hızlı büyümeye izin vermez çünkü onların dayanıklı birer ağaç olabilmeleri için acele etmemeleri gerektiğini bilir.

Anneler, büyümeyi yavaşlatmak için yavrularını devasa taçlarıyla gölgeler ve tüm yetişkin ağaçların taçları birleşerek orman zemini üstünde kalın bir örtü oluşturur. Bu örtü, güneş ışığının yalnızca yüzde üçünün zemine, yani yavruların yapraklarına ulaşmasına izin verir. Yüzde üç, bir yavru ağacın serpilmesi için oldukça yetersiz bir ışıktır. Anne ağaçlar, diğer yandan kök sistemleri aracılığıyla bağlantıda olduğu yavrularına, şeker ve diğer besinleri verir. Yazar Wohlleben, “Ağaç bebeklerinin emzirildiği bile söylenebilir.” diyerek tarif ediyor bu muhteşem süreci.

Ağır büyüme sayesinde, yavruların içlerindeki ağaç hücreleri çok küçüktür ve neredeyse hiç hava barındırmaz. Bu, ağaçları esnek kılar ve fırtınalarda kırılmalarını engeller. Ayrıca, gövdelerinde yayılmakta zorlanan mantarlara karşı dirençli hale gelirler. Ancak gelişmek için beklenen süre hiç de az değildir. Yetişkin bir kayının gövdesini büyütebilmesi için 10 bin metrekarelik bir buğday tarlasındaki kadar şeker ve selüloza ihtiyacı vardır ve böylesine heybetli bir yapının büyümesi 150 yıl kadar sürer. En az 80 yıl beklemiş olan kayın meyveleri ve meşe palamutları ise yaklaşık 200 yaşındaki anne ağaçların altındadır.

Ormandaki farklı türlerin yaklaşımları da farklıdır. Yapraklı ağaçların çoğu daha fazla ışığa balıklama atlarken, birçok kozalaklı ağaç bu şansı inatla teper. Ya düzgün uzayacak ya da hiç uzamayacaktır. Dolayısıyla gövdesi de kusursuz bir şekil alır ve dayanıklıdır. Sadece çam ağacı, açgözlülükle tacına ışığa doğru yeniden yön verir ve hızlıca büyür. İşte bu sebeple kar nedeniyle kırılma oranı en yüksek kozalaklı olması da şaşırtıcı değildir.

İş hayatı da böyle değil midir? Bazıları hızla ama sağlam adımlar atmadan çok hızlı büyürken, bazıları sağlam ama yavaş adımlar atıp kalıcı olmayı hedefler. Rahmetli iş insanı Vehbi Koç, bir televizyon sohbetinde işine bakışını anlatırken sanki yavaş yavaş büyüyen bir ağacın felsefesini de aktarır: “Merdivenin basamak basamak olduğunu unutmayın. Ağır giden kazanır!”

Bu yazı daha önce Dünya gazetesi kitap ekinde yayımlanmıştır.

Kitabı satın almak için tıklayın: https://www.humanistkitap.com/urun/agaclarin-gizli-yasami

İlk yorum yapan siz olun

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir